Restorasyon çalışmaları nedeniyle ziyarete kapalıdır.
İnsanın yapacak önemli bir işi yoksa, yapılan işin ne kadar zamanda yapıldığı fark etmiyorsa, zaman maddi bir şeylere tahvil edilemiyorsa; “zaman”, geçirilmek zorunda olunan, zaten de geçen bir şeydir.
Bir 19. yüzyıl sarayı olan Dolmabahçe Sarayı bünyesindeki Saat Koleksiyonu’nun çoğunluğunu 19. yüzyıl, az bir kısmını ise 18. yüzyıl saatleri oluşturmaktadır. Kimi hediye edilmiş, kimi satın alınmış, kimi özel yaptırılmış saatler; sarayın büyük salonları, odaları, yüksek tavanları, şömineleri vs. ile uyumlu olarak zaman göstermenin yanı sıra tefrişatı tamamlama ve dekoratif olabilme görevini de üstlenmiş ve bu zor görevi hakkıyla yerine getirebilmeleri için çoğunlukla ağır, gösterişli, bronz, altın kaplama, mermer, boulle, bağa, gümüş Fransız saatleri tercih edilmiştir.
Dönemin sanatsal, mimari özelliklerini iyi yansıtan dış kasaları ile Fransız saatleri, ressam - heykeltraş - dökümcü - saatçi kollektif çalışmalarının ürünü oldukları için mekaniğin ötesinde dış özellikleri ile de öne çıkabilmekte, vakarlı duruşlarıyla zaman gösteren birer vazo, resim, heykel, döküm harikası olarak bir saatten daha fazlasını da olmayı ister görünmektedirler.
Mekanik yönden Fransız saatleri tek kelime ile nettir. Oluşturulmuş tarz, işler ve çalar zembereği, taksimatlı ya da taraklı çalar tertibatı, düz, civalı, ipli ya da kompanze sarkacı ya da eşapman bloku, kaliteli malzemeleri ve incelikli işçiliği ile son derece doğru çalışırken, yapan ustasına göre çok zarif farklılıklar, şaşırtıcı teknolojik değişimler de göstermektedir.
Sarayda Fransız saatlerinin ardından ağırlıklı yer tutan İngiliz saatleridir. Bu saatler ağırlıkla çalışan ayaklı, müzikli, otomat, takvimli, salyangoz tertibatlı, dış kasaları Fransız saatleri gibi döküm olmayıp ahşaptan bağaya, gümüşten kristale uzanan çeşitlilikte zarif saatlerdir. Fransız saat geleneğinden farklı olarak bazen dişlilerin ara çatılar kullanılarak sırt sırta dizildiği ya da tek çatı altında salyangoz tertibatı ile farklı bir konstrüksiyonun kullanıldığı görülmektedir. Çeyrek çalara, müziğe, takvim tertibatına, susturuculara düşkün İngiliz saatleri nahif, özen isteyen, her şeyi kendi içine hapsetmiş fevkalâde mekanizmalardır.
19. yüzyılda Fransız saatleri seri üretimle yapılırken, İngiliz saatleri el yapımı mekanizma ve dış kasaları ile tamamıyla ustasını yansıtmaktadır.
Aynı mekanik konstrüksiyonu kullanan Alman ve Amerikan saatleri daha çok duvar saati olarak 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başına işaret ederken, Fransız mekaniği tarzındaki Avusturya saatleri küçük, şık, porselen masa saatleri ve türünün en iyi örneği o klasik ahşap Viyana duvar saatleri ile kendini göstermektedir.
Batı’da saatçilik, filozof ve matematikçilerle birlikte yürütülürken, Osmanlı’da bunun karşılığı muvakkitler olmuştur. Zamanı, kamerî veya rûmî, hicrî ve milâdî yıllara göre çizelgeleri ve göstergeleri usturlâp ve rub’u tahtası kökenli düzenek ile çok iyi bilen, hesaplayabilen bu kimseler İslâmiyet’teki ibadet saatlerinin kesinliği nedeni ile zamanı çok net bilmek zorundaydılar. Mekanik saatlerin çoğu ustası muvakkit, astronomik saat konusunda bilgili ya da en büyük Türk saat ustaları gibi Mevlevî Dedeleri idiler. Bir mekanizmanın zamanı nasıl ölçtüğü artık bilindikten sonra, bunu tamamen kendine has bir kurgu, içe dönük bir anlayış, bununla beraber türbülon eşapman gibi mekanik saatin doruk inceliği ve işçiliği ile birleştiren Türk saatçileri, iskelet saat formundaki bu içi dışı, her hareketi, her dönüşü görünen saat tarzının üstün örneklerini vermişlerdir.
Dolmabahçe Sarayı Saat Koleksiyonu’nda, ömrü boyunca bir, en fazla iki saat yapmış Mevlevî saatçilerin en büyüklerinden Eflâkî Dede’nin, Mehmed Muhsin’in ve Mehmed Şükrü’nün de saatleri bulunmaktadır.